Dedem babama anlatmış kurtuluş savaşındaki Fenerbahçe'yi, babam da bana gösterdi ma'bed de gerçek sevgiyi. Şimdi milyonlarca Fenerbahçeli, yılmadan, yıkılmadan savaşıyor, haykırıyor ya bunca olana bitene rağmen. Tüylerim diken diken, gözlerim dolu dolu oluyor bazen. Bazen de dişlerimi sıkıp olduğum yerden bağırıyorum. Fenerbahçeli olduğum için gurur duyuyorum..
Hani mahallenin ağası; ben tek siz hepiniz der ya. Göğsü yukarıda, başı dik gezenlerin takımıdır Fenerbahçe.
Annelerimiz hep yüksek not almamızı ister, bir kere düşük al hemen ''Niye öyle?'' sorgulamasına geçer. Alışmıştır başarılara, öyle görmek ister hep. Bizde geçen Galatasaray maçında aynen öyleydik ama bir fark vardı alışılmışın dışında. Takımı sorgulamadık hiçbir zaman. Sorgulamanın zamanı değil çünkü. Saha dışı şartlarına göğüs germiş, taraftarı yılmadan sevgisini haykırıyor günlerdir. Moral olarak sinir stres olarak zor günler geçiriyoruz. İşte bu yüzden renkler birleşir, kurumlar birleşir, senelerdir birikmişliğini gösterir. Her yolu dener, savaşta her şey mubahtır ya. Takımın en çok desteği istediği zamanda deplasman yasağı bile koymaya giderler. Birikmişler onlar bize. Senelerce yen bir takımı, bir kere yensin hemen konuşur ya, işte aynen öyle biriktirmişiz senelerce insanları, yargısını, savcısnı, TFF'yi, hakemleri, alayını ya alayını. Toplumun kör gözlü geri kalanını.
''N'olacak bu Fener'in hali?'' vardır. Be körün oğlu tüm amatör branşlarda şampiyon olduk dersin, takip etmiyor olur, onun takip ettiği başka şeylerdir işte...
Şike varmış der, tabandan desteksiz savurur, kızdırır bizleri. Şakalaşır geçiştiririz. Aynı yenmekte var yenilmekte dediğimiz seneler gibi. Dış siyasi olaylara girmeye gerek yok. Her şey ortada, tüm branşlarda Avrupa’da boy gösterip milyon dolarları ülkeye getiren bir Fenerbahçe vardı sonuçta. Şuanda bile içinde Fenerbahçe geçmeyen gündemlerin seviyesi ne kadar alt seviyede.
Ama seneler geçti insanlar çirkinleşti, mağlubiyetler onları usandırdı, sadece bir noktada da değil, kurumsal olarak, maddi kaynaklar olarak, gönüllü maneviyat bekçileri ile yeşil sahalardan sporun her dalına. Artımız yükselmekteydi, her sene her sene üstüne koyarak.
Dedemin anlattığı o günlerdeyiz. Bazı güçler dur demeye çalıştı. İşte o noktadan sonra başlar kavgamız. Karşımıza alırız herkesi. Tribünlerde ve yürüyüşlerde binlerce, milyonlarca aynı renge gönül vermiş insanlarla gözlerimiz dolar bizim. Kimimiz sessiz kaşlarını çatarak bakar sağa sola sevdasına engel olmaya çalışanlara, kimi ekran başında hırslanır, söver olanlara. Her şampiyonluk maçında yerinde, cafe de, evin de anı yaşayanlar maç sonu göz yaşları ile haykırdı şampiyonluk şarkılarını. Öyle delice sevdik bu takımı, renklerini, armanın onurunu, mücadelesini.
Bazılarına renklerini bile unutturup, bir olmaya kadar götüren tek takımdır FENERBAHÇE! Yüreğinde yaşar bir Fenerbahçeli renklerini, Sarı’yı ve Lacivert’i. Yıkamazsınız.. Bin bir zorluğa, olan bitene tek yürek olup savaşır bu renkler.
''Bugün en büyük Fenerbahçeli yukarıda, en büyük Fenerbahçeli stadın içinde, tribünde... Mücadele etmezseniz kazanamazsınız'' (Aziz Yıldırım.)
Farkında olmadan hayatta böyledir, Fenerbahçe hayatı öğretir. Mücadeleye devam.
Gün Fenerbahçe Günüdür..
Serdar Gülşen







